top of page

Anayasacılığın Amaçları ve İşlevleri

Anayasacılık, modern ve demokratik devletlerin fikri temellerinden birisidir. Her ne kadar hukuki olsa da içinde elbet bir ideoloji barındırır. Özellikle anayasacılığın ürünü olan anayasaların başlangıç hükümlerinden ideolojisi hakkında çıkarımda bulunabiliriz. Amaçları, insan haklarını koruyabilmek adına hükümeti sınırlandırma ve devlet teşkilatlanmasının organize edilmesi şeklinde sıralanabilir. İnsan haklarının korunabilmesi, iktidarın sınırlandırılmasına bağlıdır. Dar anlamda anayasacılığa bakarsak sadece günümüzü baz alabiliriz. Ama geniş anlamda anayasacılığa bakarsak, devleti sınırlandırıp halkın haklarını belirli miktarda koruyan her türlü girişim bu kapsamda değerlendirilir. Fakat söz konusu girişimler, esas itibariyle anayasacılık fikrinden farklıdır. Çünkü bilinçli bir anayasacılık yoktur. Anayasacılık, ilhamını tarihten alır, tarihle yoğurulur.



Şüphesiz ki anayasacılık sisteminin amaçlarını uygulamada en iyi aracı anayasadır. Fakat anayasa ve anayasacılık birbirine karıştırılmamalıdır. Bütün anayasalar, anayasacılığa uygun değildir. Anayasacılığı ortaya çıkaran düşüncelere, doğal hukuk ve haklar, sosyal sözleşmeler ve kuvvetler ayrılığı örnek verilebilir. Anayasacılık, belirli ilkelere sahiptir. Anayasanın üstünlüğü ilkesi, hükümet sınırlanacaksa sınırlamanın engellenmemesi ve müdahale edilememesi adına anayasanın her şeyden kıdemli olduğunun varsayımıdır. İkinci ilkemiz hukuk devletidir. Günümüz hukuk devletlerinde anayasanın üstünlüğü ilkesi uygulanarak bireylere güvence sağlanmaktadır. O yüzden anayasanın üstünlüğü ilkesini kabul eden devletler hukuk devleti niteliği kazanır. Diğer ilkeler de insan hakları ve kuvvetler ayrılığı şeklinde sıralanabilir. Fakat konu kutuplaşmış toplumlar olduğunda bu ilkelere federalizmi de eklemek gerekir.


Anayasal düzenlemeleri inşa eden anayasacılık; yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinin sınırlarına geçmemesi için belirli kurallar koya. Erklerin birbirini etkilememesi için Montesquieu tarafından ortaya atılan “Fren ve Denge Mekanizması” anayasacılık fikri ile örtüşmektedir. Devlet erklerin birbirine müdahalesini engellemeli bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına almalı, bunun denetim ve yaptırımları bağımsız ve tarafsız mahkemelere bırakılmalıdır.


Anayasası olan her devlet, anayasal devlet değildir. Anayasal devlet, anayasanın, insanların haklarını korumak üzere, iktidar için engelleyici unsuru bulunduğu devlettir. Anayasanın bu işlevi görmediği yerde anayasallıktan söz edilemez.


Anayasacılık dünya üzerinde 1781 yılında ABD Anayasasının kabulü ile başlayan bir yazılı inşaya dayalı fikir akımıdır. Fakat daha öncesinde gerçekleştirilen Magna Carta, geniş anlamda anayasacılık fikrine dahil edilebilir. Çünkü kralın yetkileri sınırlandırılmıştır. Avrupa’da anayasacılık fikrinin yer bulması ve yaygınlaşmasında, kralın keyfiliğinde kaçınmak isteyen ve dağınık küçük ülkelerin anayasa ile birleşmesiyle ticarette sorun yaşamak istemeyen “burjuvazi” sınıfı etkili olmuştur. Böylece anayasacılık hareketinin Avrupa’daki temeli sınıfsal yapıdır. Böylece burjuvazi sınıfı hem iktidarda söz sahibi olmaya çalışmış hem de halkı peşinden sürüklemiştir. Fakat anayasacılık Marksist sistemlerde daha etkindir. SSCB 4 kez, Çin 3 kez anayasa değiştirmiştir


Marksizm düşüncesinin yokluğu ve burjuvazi sınıfına izin verilmeyen yapı nedeniyle anayasacılıkta özel bir inceleme alanına dönen ülkemizde anayasacılık faaliyetleri, ilk kez padişahın yetkilerinin sınırlandığı Sened-i İttifak ile geniş anlamda başlamış, Tanzimat ve Islahat Fermanlarının ardından ilk anayasa ilan edilmiştir. Sonrasında Kurtuluş Savaşı döneminde 1921 Anayasası kabul edilmiş, savaş bitimiyle 1924 Anayasası, modern cumhuriyetin temeli olarak yer edinmiştir. Sonrasında darbeler ile kabul edilen 1961 ve 1982 Anayasaları ile plebisit anlayışa rağmen çağını yakalayan bir izlenim verilmiştir.


20. yüzyıla geldiğimizde anayasacılık, ulusal anayasacılıktan ulusalüstü anayasacılığa güncellenmiştir. Avrupa ve Amerika bu konu dönemin öncüleri olmuşlardır. Uluslararası sözleşmeler ve onları bağlayan tarafların artması, bu sözleşmeleri oluşturan anayasacılık temelli komisyonların ön plana çıkarmıştır. İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Mahkemesi örnek verilebilir.


Anayasacılık, aynı zamanda anayasaları sınıflandır ve kategorize eder. Detaylı olanına kazuistik tanımı yaparken, detaya inmeden geniş bir tanımlama yapanlara çerçeve anayasa denilmiştir. Şekillerine göre yazılı yazısız, değiştirilişine göre katı veya esnek, anlamlarına göre dar veya geniş şeklinde sınıflandırmalara tabi tutulur.

143 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

1876 ANAYASASININ ÖZELLİKLERİ

Dünya, ilk yazılı anayasa ile 1781 yılında Amerika sınırları içinde tanıştı. Anayasallaşma sürecine girmiş bulunan devletler, kendi anayasalarını yaparak kendilerini güncel tutmuş oldular. 1789 yılınd

Comments


bottom of page