top of page

1876 ANAYASASININ ÖZELLİKLERİ

Dünya, ilk yazılı anayasa ile 1781 yılında Amerika sınırları içinde tanıştı. Anayasallaşma sürecine girmiş bulunan devletler, kendi anayasalarını yaparak kendilerini güncel tutmuş oldular. 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi, Avrupa sınırlarında anayasaların ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Bizim topraklarımızda yazılı anayasa kavramı, net olarak 1876 yılında çıkarılan Kanun-i Esasi ile somutlaştı. Belçika Anayasası’ndan ilham alınarak oluşturuldu ve 2. Abdülhamid döneminde, tahta çıkmasından sonra yürürlüğe girdi.


Oluşumunda Mithat Paşa’nın önemli çabasından söz etmek gerekir. 16 Mülki memur, 10 ilmiye sınıfından 2’si de asker kökenli olarak aralarında üçünün gayrimüslim olduğu 28 kişilik Anayasa Komisyonu, Mithat Paşa’nın hazırladığı tasarı üzerinde çalışmış ve çalışmalarında Prusya Anayasası’ndan faydalanmıştır. Tasarıda 140 madde olarak hazırlansa da Bakanlar Kurulu’nda 119 maddeye indirilmiştir.


Anayasaya göre, Osmanlı bir monarşidir. İmparatorluk olmasına karşın üniter devlet yapısını koruması, devlet olarak benimsenen fikir akımının Osmanlıcılık olduğunu göstermektedir. Devletin başkenti İstanbul, dini İslam olarak belirtilmiştir. İlk anayasa ile laik bir yapı beklemek çok güçtür. Zira laiklik ilkesi 1924 Anayasası’na 1937 yılında Atatürk’ün ilkeleri adı altında girmiştir. Fakat dini yapıda görünen bu devlet, asla Araplaşma sürecine girmemiş ve dilinin Türkçe olduğunu Anayasa’da belirtmiştir.


Osmanlı’nın ilk ve son anayasası olma özelliğine sahip olan Kanun-i Esasi, 119 madde ile kazuistik, değiştirilemez maddeleri ile sert olma özelliğini kazanmıştır. İlk kez Osmanlı’da bir meclis yani parlamento kurulmuş, çift yapılı meclis tercih edilmiştir. Mecliste padişaha bağlılık yemini edilirdi. Padişahın meclisi tatil etme yetkisi bulunmaktadır. Kanun teklifi konusunda padişahtan izin alınır ve bu teklifi sadece hükümet yapabilirdi. Padişahın vetosu mutlak vetoydu. Ayrıca padişah, sürgün yetkisine de sahipti. Yüce Divan ilk kez kuruldu. İlk kez olağanüstü hale yer verildi. Anayasanın üstünlüğü ilkesi kabul edildi. Seçimlerde gizli oy basit çoğunluk ilkesi uygulandı. Tüm anayasalarımızda uygulanan milletin temsili ilkesi bu kanunla hayat buldu. Basın hürriyeti tanındı ve dilekçe hakkı verildi. Yasama dokunulmazlığı benimsendi. Yerel yönetimler ilk kez düzenlendi.


Monarşi ile yürütülen bir toplumda yaşayan insanlar için beklenen en değerli anayasal hamle, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmış olmasıdır. Osmanlı’da yargı kolu olan kadılar, o güne kadar hakkaniyet usulüne dayanarak şeriat kullarıyla adaleti sağlamaktaydı. Bugün, İsviçre’den aldığımız Medeni Kanun’da bile hakime hakkaniyet konusunda kısıtlayıcı değil aksine yumuşak hükümlerce değinilmiştir. Ama değişen dünya düzeninde anayasalarda temel hak ve hürriyetlerin korunması ilkesi yer almaya başladı. Kanun-i Esasi’de de 8 ile 26. Maddeler arasında “Tebaa-i Devlet-i Osmaniye’nin Hukuki Umumiyeti” başlığı altında temel hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Vatandaşlık hakkı, kişi hürriyeti, din hürriyeti gibi konulara yer verilmiştir.


1909 DEĞİŞİKLİKLERİ

23 Temmuz 1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edildi. Belirli başlı değişiklikler yapıldı. Meşruti Monarşiden parlamenter sisteme geçildi. Padişahın meclisi fesih yetkisi ve sürgüne gönderme yetkisi kaldırıldı, karşı imza kuralı getirilerek padişahın imzasının yanında başbakan ve ilgili bakanın imzası arandı. Basın hürriyetinde sansür yasaklandı. Mutlak veto yetkisi, geciktirici vetoya dönüştü.

72 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page